İlber Ortaylı'nın İstanbul'u: Bir Tarihçinin Gözünden Şehri Yürümek
13 Mart 2026’da İstanbul’u kaybetti. Ya da belki tam tersi — İstanbul onu.
Prof. Dr. İlber Ortaylı, 78 yaşında Koç Üniversitesi Hastanesi’nde hayata gözlerini yumdu. Uzun süren sağlık sorunlarına rağmen merakı, hayata duyduğu iştah hiç azalmadı. Ailesinin açıklamasında şu cümle vardı: “Gücü yettiğince bildiği gibi yaşadı.”
Fatih Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Fatih Camii Haziresi’ne defnedildi. En çok saygı duyduğu padişah Fatih Sultan Mehmet’in türbesinin yakınına. Bu son tercih bile ona aitti — tarihçi ölümde de tarihin içinde kaldı.
Ortaylı, Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli tarihçilerden biriydi. Ama onu milyonlara sevdiren şey akademik unvanı değildi. Tarihi yaşayan bir dil ve mizahla anlatan sesi, kitapları, televizyon programları. Ona göre tarih bir ders değil, bir bakış açısıydı. Ve bu bakış açısını en iyi ifade ettiği yer her zaman İstanbul’du.
Şimdi onun sözleriyle bu şehri yürüyoruz.
“İstanbul’u Tanımak Tadını Çıkarmakla Olur”
Ortaylı’nın tarihle kurduğu ilişki coğrafyasız düşünülemezdi. “Coğrafyasız bir tarih düşünülemez” derdi. Ve bunu söylerken soyut bir felsefi önerme yapmıyordu — yürümeyi, görmeyi, not tutmayı kastediyordu.
“İstanbul’u tanımak dediğimiz şey nasıl olur? Tanımak tadını çıkarmakla olur, gezmekle olur. Ama bizim milletin öyle bir merakı yoktur.”
Bu sitem sevgiden geliyordu. Ortaylı, İstanbul’u yüzeysel tüketmekten değil, içinden geçmeden anlamaya çalışmaktan yakınırdı. Ona göre şehri gerçekten tanımak isteyen biri sadece ana caddeleri değil ara sokakları da gezmeli, sadece turistik noktaları değil mahalle dokusunu da hissedebilmeliydi.
Birinci Durak: Divanyolu — Şehrin Omurgası
Ortaylı’nın kendi ifadesiyle İstanbul’da başlanacak ilk yer Divanyolu ve etrafındaki sokaklardır.
“İstanbul’da şüphesiz Divanyolu ve etrafındaki sağa ve sola sapan sokaklar önemlidir. Mahmud Paşa Çarşısı veya Divanyolu’ndan güneye doğru Tavukyolu dediğimiz yer, Kumkapı civarı önemli gezinti mahalleridir.”
Divanyolu, Bizans’ın Mese’sidir — şehrin ana arteri. Roma döneminde imparatorluk törenlerinin geçtiği bu yol Osmanlı’da Divanyolu adını aldı. Bugün tramvay hattı üzerinden aynı güzergâhı izliyoruz.
Ama Ortaylı’nın önerisi bu caddenin üzerinde kalmak değil, sapmaktır. Mahmud Paşa Çarşısı’na dönün — 15. yüzyıldan bu yana aynı yerde. Tavukyolu’ndan Kumkapı’ya inin — burada eski İstanbul’un balıkçı kokan, meyhane kokan mahalle dokusu hâlâ ayakta.
İkinci Durak: Sur Hattı — Şehrin Sınırını Yürümek
Ortaylı, eski İstanbul’un içindeki üç hattan söz ederdi.
“Eski İstanbul’un içinde üç hat vardır. Bizans’ın Roma devrinde Mese denen, Osmanlı’da Divanyolu adını taşıyan yol çatallaşır. Bunlardan Topkapı’ya giden bölüm, eskiden Yedikule’nin içinden geçerdi. Vatan ve Millet caddeleri diye ikiye ayrıldı.”
Bu hatlar boyunca yürümek şehrin tarihsel katmanlarını fiziksel olarak hissetmek demektir. Theodosius surları — 5. yüzyılda inşa edilmiş, bugün hâlâ ayakta. Yedikule’den başlayıp Edirnekapı’ya uzanan sur hattı boyunca yürüdüğünüzde hem Bizans savunma mimarisini hem Osmanlı’nın fetih güzergâhını hem de cumhuriyet döneminin mahalleleşme hikâyesini aynı anda okursunuz.
Ortaylı’ya göre tarihi yerinde görmek, arşiv ve kitaptan çok daha derin bir anlama sağlıyordu.
Üçüncü Durak: Ayasofya — Katmanların Yapısı
Ortaylı’nın “Bir Ömür Nasıl Yaşanır?” kitabında Türkiye’de mutlaka görülmesi gereken yapılar arasında Ayasofya’ya özel bir yer ayırması tesadüf değildi.
532-537 yılları arasında Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından inşa ettirilen bu yapı, bin yıl boyunca dünyanın en büyük kilisesi olarak kaldı. 1453’te camiye dönüştürüldü, 1935’te müze oldu, 2020’de yeniden camiye döndü.
Ortaylı bu yapıyı salt mimari ya da dini bir mekân olarak değil, medeniyetlerin üst üste yazıp geçtiği bir palimpsest olarak görürdü. İçine girdiğinizde Hristiyan mozaikler ile İslam hat yazıları aynı duvarda durur. Bu bir çelişki değil, tarihsel gerçeklik.
Dördüncü Durak: Süleymaniye — Mimar Sinan’ın Kalfalığı
Ortaylı’nın en çok vurguladığı İstanbul yapılarından biri Süleymaniye Camii’ydi.
1551-1557 yılları arasında Kanuni Sultan Süleyman adına Mimar Sinan tarafından inşa edildi. Ortaylı, Sinan’ın bu yapıyı kendi “kalfalık eseri” olarak tanımlamasından büyülenirdi — ustanın öğrenme yolculuğundaki bir durak. Süleymaniye sadece bir cami değil: medreseler, kütüphane, hastane, sıbyan mektebi, hamam, imaret, hazire. Tam bir külliye.
Süleymaniye tepesinden bakıldığında Haliç ile Boğaz’ın buluştuğu nokta görünür. Ortaylı’nın deyimiyle bu manzaradan şehrin coğrafyasını ve tarihini aynı anda okumak mümkündür.
Beşinci Durak: Topkapı Sarayı — Osmanlı’yı Okumak
Ortaylı, 2005’te Topkapı Sarayı’nın müdürü olarak atandı. 2012’ye kadar bu görevde kaldı. Bu yıllarda sarayı defalarca, defalarca yürüdü. Her köşesini, her avlusunu, her hazinesini bildi.
Topkapı’ya bir turistik ziyaret olarak gitmemeyi önerirdi. “Çabucak gezip çıkmak değil” derdî — sarayın belgelerini, arşivini, koleksiyonunun mantığını anlamaya çalışmak. III. Ahmet Kütüphanesi’nde durup el yazmalarını görmek. Harem’in mimari mantığını kavramak. Hazine’deki nesnelerin nereden geldiğini, kimlerin elleriyle yapıldığını sormak.
Bu sormak ve merak etmek hali Ortaylı’nın tarih anlayışının özüydü.
Altıncı Durak: Sokullu Mehmet Paşa Camii — Gizli Hazine
Ortaylı’nın önerdiği ama çoğu İstanbul ziyaretçisinin gözden kaçırdığı yapılardan biri de Sokullu Mehmet Paşa Camii’ydi.
Atatürk Köprüsü’nün Galata ayağının dibinde, Azapkapı semtinde yer alıyor. Mimar Sinan’ın eserlerinden biri. Turistik ana güzergâhın biraz dışında kaldığı için büyük kalabalıkların uğramadığı, kendi huzurunu koruyan bir yapı.
Ortaylı’nın İstanbul’u anlama yaklaşımında bu tür “gizli hazineler” önemli bir yer tutuyordu. Şehrin gerçek derinliği, meşhur noktaların arkasındaki binalarda, sokaklarda, mahallelerde saklıdır.
Yedinci Durak: Beyoğlu ve Pera — Başka Bir Katman
Ortaylı, İstanbul’un Beyoğlu katmanına da özel önem verirdi. Pera’nın Latinleri, Galata’nın tüccarları, İstiklal’in dönemin modernleşme projesindeki yeri.
Bu semtte Casa Botter, İstiklal Caddesi üzerinde Art Nouveau mimarinin en özel örneklerinden biri olarak öne çıkar. Ortaylı bu tür yapıları İstanbul’un “başka bir yüzü” olarak tanımlar ve görülmesini önerirdi. Şehir sadece camiler ve saraylardan ibaret değil — 19. ve 20. yüzyılın modernleşme çabalarının mimarisi de bu tarihin parçası.
Galata Kulesi çevresindeki dar sokaklar, Tünel’den Karaköy’e inen yokuşlar, eski bankaların bıraktığı anıtsal cephe izleri — bunlar Ortaylı’nın İstanbul’unda ayrı bir anlam taşır.
Sekizinci Durak: Fatih ve Eski Mahalleler
Ortaylı’nın en çok önem verdiği konulardan biri İstanbul’un eski mahalle dokusunun korunmasıydı. Fatih, Zeyrek, Balat, Fener — bunlar şehrin en eski katmanlarını taşıyan semtler.
Zeyrek’teki Pantokrator Manastırı kilisesi — Bizans döneminden kalan, bugün camiye dönüştürülmüş ama hâlâ ayakta. Balat ve Fener’in Rum ve Yahudi mahalleleri — demografisi değişmiş ama mimari doku kısmen korunmuş. Bu sokaklarda yürümek Ortaylı’nın tarih anlayışına en yakın deneyimdir: katmanlar aynı anda görünür.
Dokuzuncu Durak: Üsküdar — Öte Yaka
Ortaylı’nın listesinde Üsküdar’da iki yapı öne çıkar: Mihrimah Sultan Camii ve Selimiye Kışlası.
Mihrimah Sultan Camii, Kanuni’nin kızı Mihrimah Sultan için yaptırılmış, Mimar Sinan’ın erken dönem eserlerinden. Üsküdar Meydanı’nda, vapur iskelesine bakarak duruyor. Selimiye Kışlası ise III. Selim tarafından inşa ettirilmiş, bugün Birinci Ordu Komutanlığı olarak kullanılıyor.
Ortaylı, Anadolu yakasını Avrupa yakasından farklı bir karakter taşıdığı için ayrı incelemeye değer bulurdu. Vapur yolculuğu bu geçişin kendisi de bir deneyim — Boğaz’ı geçerken şehir farklı bir perspektiften görünür.
Bir Tarihçinin Mirası
İlber Ortaylı’nın İstanbul için önerdiği rota aslında bir turist rehberi değildi. Daha çok bir okuma biçimiydi.
Şehri bir tarih kitabı gibi okumak. Sokaklardan geçerken hangi medeniyetlerin üst üste yattığını sormak. Bir yapının önünde durup sadece yapıyı değil, yapıyı inşa ettireni, mimarını, yapının içinden geçen yüzyılları düşünmek.
Ortaylı bu yaklaşımı bir meslek olarak değil, bir yaşam biçimi olarak benimsemişti. Çocukluğunda tur rehberliği yapmıştı — bu deneyimin kendisini nasıl şekillendirdiğini her fırsatta anlatırdı. “İnsanlara tarihi öğretmek” demiyordu; “tarihi birlikte hissetmek” diyordu.
Şimdi o yok. Ama şehir burada. Divanyolu hâlâ aynı güzergâhta. Surlar hâlâ ayakta. Ayasofya’nın kubbesi aynı noktada duruyor.
Ortaylı’nın en değerli mirası belki de bu: tarih, yürünecek bir şehirdir.
Keşfet İstanbul serisinin devamında: “İstanbul’un Tarihi Hamamları” ve “Bizans İzleri — Şehirde Hâlâ Ayakta Olan Yapılar”